top of page

(2.kısım)

Pana'da bu tatlı kafeye oturdum, her daim yanımda taşıdığım defterimi, seyahat planımı yaptığım çeşitli kağıtları çıkardım ve Tikal bölgesindeki Maya tapınaklarına gidebilmek için plan yapmaya başladım.


Yine özel servis araçlarından birinden yer ayıracağım, Guatemala şehir merkezine gideceğim. Orada havaalanına yakın bir hostelde bir gece kalacağım. Ertesi sabah da erkenden yine Guatemala içinde bulunan Flores Adası'na bir saat sürecek uçağa bineceğim.


Planlarımı bu noktaya kadar yaptım. Flores Adası'nda kalacağım yeri de buldum. En merak ettiğim yer bu konaklama oldu. Dört arkadaşın birlikte yaşadığı iki katlı avlulu bir bina. Aşağı katlardaki stüdyo tarzı daireleri turistlere kiralıyorlar. Adanın merkezinde ve fotoğraflarda rengarenk görünüyor.


Geliş yoluna göre çok daha hızlı dönüyoruz Guatemala City'ye. Etrafı izlemek hoşuma gidiyor. Yolda olma hali ve her baktığımda hiç alışık olmadığım manzaralar görme hissi çok güzel.

Havaalanına beş dakika mesafede olduğum orada inmeyi tercih ediyorum. Oradan bir Uber bulup kaldığım hostele gideceğim. Uberin gelmesi biraz sürüyor. Hava neredeyse karardı. Çok kibar ve biraz İngilizce bilen birine denk geliyorum. Hostelin sokağına girdiğimizde sokağın ortasında demir kapı ve güvenlik var. Taksiyi geçirmek istemiyor. Aracın içine şüpheyle bakıyor. O esnada şoför rezervasyonumu ona göstermemi istiyor. Rezervasyonu inceledikten sonra kapıyı açıyor. Kapının ardındaki ilk bina hostel. Hostelin güvenli yerde diyor şoför. Güvenlik her zaman herkesin dilinde. Teşekkür edip iniyorum. Nazik şoför bekliyor, kapı ardımdan kapanana dek gitmiyor.


Odama yerleşince hostelde yiyecek bir şey olmadığını fark ediyorum. Etrafta restoran da yok. Yine mecbur taksi ile on- on beş dakikalık yürüme mesafesindeki bir restorana gideceğim. Uber çağırıp çıkınca Guatemala'nın akşam araç trafiğini hesaba katmadığımı fark ediyorum. Yakıncacık mesafe yarım saat gösteriyor. Yine de günün açlığı ve yorgunluğu ile arkama yaslanıp bekliyorum. Bir an taksiye iki genç yaklaşıyor. Taksici panik oluyor, kapıları kilitliyor. İspanyolca bir şeyler açıklıyor bana. Trafik aksa da biz gitmiyoruz. Bekleyelim biraz diyor sanırım. Gözü dikiz aynasında gençleri izliyor. Taksici babacan tipli biraz da yaşlı. Ona güvendiğim hiç tedirginlik hissetmiyorum. Sadece aklımda, bu taraflara tekrar tek başıma gelirsem biraz da olsa İspanyolca öğrenmek var.


Trafik yüzünden hostelie en yakın Kore restoranına gidiyorum. Hayatında ilk kez Latin Amerika'ya gelip Kore restoranında akşam yemeği yiyen çok fazla insan yoktur. Restoranın kendi otoparkı var, kapımı valeye benzeyen bir çalışan açıyor. Mekanın şıklığı karşısında ne düşüneceğimi bilemiyorum. Bilseydim biraz daha iyi giyinirdim. Uzun bir koridordan giriliyor ve içerisi loş ışıklarla aydınlatılmış. Dört kişi birden beni selamlıyor. Tek müşteri benim. Ya henüz akşam yemeği zamanı değil ya da ben çok erken geldim.


Kafama çok takmamaya çalışarak ve muhtemelen iyi bir akşam yemeği yiyeceğimi düşünerek bana gösterilen dört kişilik yuvarlak masaya oturuyorum. Şık kadehler, takım tabaklar, her şeyiyle özel günler dışında yolumun düşmeyeceği bir restoran. Fiyatlar yine de Kopenhag'dan ucuz. Böyle bir iç dizayna sahip restoran Kopenhag'da maaşımın üçte biri ederdi kesin.


Tek müşteri olmanın sıkıntısı bütün uygun garsonların ikide bir benim masama gelip bir şeyler sorması; biri karar verip vermediğimi soruyor, diğeri şarap menüsü ile geliyor, bir diğeri soğuk su getiriyor ve onu tazeliyor. Hizmetle müşterinin başını döndürme ve sürekli müsait olup yardıma hazır olma burada da hizmet kültüründe önemli anlaşılan. Restoranlara ve kafelere yalnız gitmeye çok alışkınım. İş seyahatlerinde özellikle sık oluyor. Ama bu restoranda onca göz üzerimde bir garip hissediyorum. Bir an önce yiyip kalkma, trafik bitmişse hızla hostele dönme amacındayım. Hatta biraz pişmanlık bile hissediyorum. Alsaydım havaalanından bir sandviç, odamda ayaklarımı uzatarak dinlenseydim. Saatler süren daracık minibüsten sonra şart mıydı yine dışarı çıkmak. BU kadar uzak bir coğrafyada sayılı günün olduğunda maalesef şart gibi geliyor; bir sokak daha göreyim, bir tat daha deneyeyim.


Taksiye atlayıp yorgun argın hostele dönüyorum. Bir duş alıp hemen uyuyacağım. Sabah altıda havaalanına gitmem gerekiyor. Son dört gündü kaldığım üçüncü farklı oda. Mekanın bu kadar hızlı değişmesinde, zaman kavramıyla ve gerçeklikle oynayan bir her şeyi biraz bulanıklaştıran bir durum var. Bir yerde varlığım o kadar kısa sürüyor ki gözümü açtığım ilk anda nerede olduğumu anlayamıyorum. Yine bu gerçeklik algısının, mekan ve zamanın değişmesinde çok özgürleştirici bir hal var. Evle saat farkından ötürü yalnızım bir kere, sonra olduğum şehirde ve hostelde tamamen yalnızım. Bu hostelde olduğumu bilen biri bile yok. Eşim planlarımdan haberdar ama birbirimize adres bildirme huyumuz yok. Yatağa girmeden önce kapıyı kilitliyorum. Kendimi korkutmaya çalışıp yine kendimden korkacak bir şey yok cevabı alınca bu mutlak yalnızlıktan ve dünyadaki konumumun kimse tarafından bilinmeyişinden büyük haz duyuyorum. Bir an sonra derin bir uykuya dalıyorum.


Seyahatlerde en şanslı olduğum taraf her şartta be her şekilde uyuyabilen bir insan olmam. Odanın, yatağın değişimi beni etkilemiyor. Gözümü açar açmaz zaten pek dağılmamış çantamı toparlayıp çıkıyorum. Hostelin ücretsiz havaalanı transferi var. Havaalanında içeceğim kahveye ve küçük bir sandviçe güveniyorum.


Flores uçuşu oldukça çabuk ve benim gibi tursit dolu. Havalanından Flores merkezde (turistik merkez) kiraladığım odaya gitmek için tuk tuka biniyorum. Muhtemelen yüksek bir meblağ söylüyor ve açıkçası pazarlık edecek enerjim yok. Tuktukta ve alışverişte mutlaka pazarlık etmem konusunda uyarılmıştım ama açıkçası burada yaşayan ve çalışan ailelerin biz turistler üzerinden biraz ekstra kazanması bana mantıklı geliyor. Bir kahve fiyatının bile yarı fiyatına havalanından alınmışım, bagajım bile taşınmış, neden küçük hesaplar yapayım; ki yapan yapsın buna bir itirazım yok.


Eve giriş saatinden çok önce geldim yine de girişe çantamı bırakmama izin veriyorlar. Hemen kendimi dışarı atıyorum ve sağdaki bu manzarayı görüyorum. Flores rengarenk ve büyüleyici. Sokaklarda başıboş dolanıyor, bol bol terliyor, gölgeye kaçıyor, gözüme oturulacak güzel bir kafe kestirmeye çalışıyorum. O kadar fazla yürüyorum ki Ada'nın turistik tarafı bitiyor, geldiğim yere dönüyorum. Flores'te Ada köprüyle şehre, gerçek Flores'e bağlanıyor ama oraya yalnız gitmem ya da yürümem önerilmiyor. Birkaç kez uyarıldığım için güvenli olduğu turist nüfusundan belli alanda kalıyorum.



Sonra kendimi şahane smoothie'ler yapan ve su kenarına şezlonglar atmış bir kafede buluyorum. Burası uğrak yerim olacak. Hem leziz hem manzarası şahane. Bir şezlonga oturup saatlerimi etrafı dinleyerek ve cennet gibi bir yerde oluşumdan mutluluk duyarak geçiriyorum. Yakınımdaki şezlonga Alman bir kadın oturuyor, erkek arkadaşıyla görüntülü konuşuyor saatlerce. Başka yerde olsa rahatsız edecek bu durum ilgimi çekiyor. Adayı öve öve anlattığını vücut dilinden ve ses tonundan anlayabiliyorum. Yine de böyle şahane bir manzarayı bir saati aşkın bir görüntülü konuşma ile geçirmek anlayamadığım bir tercih. Merak ediyorum acaba cidden kendi kendimize kalamama, bir yerde sadece kendi aklımızdakilerle oturamama sıkıntımız mı var hepimizin. Dünyanın bir ucuna da gitsek değişmeyecek mi bu.


Aynı kafeye ertesi gün öğle yemeği için geliyorum. Çok lezzetli bir menüsü var, neredeyse hepsini denemek istiyorum. Bu defa terasta üst katta bir masadayım. Bitişiğimdeki masada bu sefer Fransız genç bir kadın. Öğle yemeğini yerken arkadaşıyla telefonda. Etrafıma hızla göz atıyorum. Birkaç yalnız masa daha var; tek seyahat edenler. Biri hariç hepsi telefonda.


Franız kadın o kadar heyecanla anlatıyor ki dinlemeden edemiyorum. İki gün önce biriyle tanışmış. Tanıştığı adam Guatemala City'den. Sonra seyahatin bir kısmını beraber geçirdiği yakın arkadaşlarından birinin aynı adamla, kendisinden önce tek gecelik ilişkisi olduğunu öğrenmiş. Bu adam çok yakışıklı, çok kibar ve tam hayal ettiği gibi biriymiş. Onu birkaç gün sonra adını tam anlayamadığım bir yerde başlayacak müzik festivaline çağırmış. Fransız kadın bu festivale gitmeyi çok istiyor ancak seyahat planı çok önceden belli olduğu için iptal edemeyeceğinden korkuyor. Hem adama ne kadar güvenebilir ki. Bir de arkadaşı var tabii, ya o bu durumu öğrenince bozulursa. Telefonun ucundaki kadın sesi muhtemelen ortak arkadaşları olduğunu anşadığım diğer kadının bu durumu takmayacağını söylüyor. Sonra bir ara bizimki diyor ki aslında ben takıyorum galiba. Sonuçta benden hemen önce en yakın arkadaşlarımdan biriyle olmuş, ondan hoşanmış belli ki, artık aralarında bir şey olmadığını bilsem de bu beni rahatsız ediyor, diyor. İşte bu kısım oldukça ilgimi çekiyor. Ne kadar samimi bir kıskançlık itirafı. Hatta sonra diyor ki, ben böyle şeyleri hiç kafama takmayan biri olduğumu sanırdım ama rahatsız oldum ve şimdi kendimi hiç cool hissetmiyorum. Böyle bir durumdan rahatsızlık duymam saçma değil mi. Keşke konuya girip saçma değil diyebilsem. Şu anlattığın durumu anlamayacak kadın yoktur dünyada. İçimden Fransızca bu cümleleri kuruyorum. Hiç söylemeyeceğimi biliyorum yine de kendi kendime sessizce söylemiş olmak iyi geliyor, ona destek olmuş gibi hissediyorum. Onunla asla Fransızca konuşamayacak olmamın ana sebebi de, konuşmanın bir yerinde etrafına bakıp, umarım Framsızca anlayan biri yoktur o kadar detay verdim ki çok utanırım demesi. Onu utandırmaya niyetim yok. Ama bu konuşmayı ve yan masalarda oturduğumuz sürece anladığımı anlamasın diye yüzüne bakmadığım genç bir kadını unutmayacağımı biliyorum. Belki de sırf onu unutmadığımı göstermek için bu kısmı uzun uzun yazdım. Umarım planlarını değiştirip o festivale gitmiştir. İnsan kaç kere yirmilerinde geziniyor ve Guatemala'da çok hoşandığı biriyle flört ediyor.


Akşam google haritalardan bakıp lezzetiyle övülen bir restorana gittim. İçeride altı yedi masa vardı. İkisi boş. Amerikalı olduğunu tahmin ettiğim restoran sahibi gelenleri kapıda karşılıyor. Beni de karşıladı ve yalnız mısın diye sordu. Evet deyince dört kişilik yuvarlak bir masada yemek yiyen bir adamı işaret etti; arkadaşım harika bir doktordur o da bu akşam yalnız yiyor seni onunla oturtmama ne dersin dedi. Açıkçası kimseyle sosyalleşesim yoktu ama günlerdir küçük alış verişler haricinde kimseyle uzun bir sohbetim olmadığından belki iyi gelir diye düşündüm. Biraz sohbet eder yer kalkarım. Yirmilerimin başında bir yaz Fransızca konuşulan bir otelde çalışmıştım Bodrum'da. Gündüz butikte çalışıyordum, akşam da çalışanların akşam yemeğini müşterilerin masalarına oturup yemeleri adettendi. İki ay boyunca o kadar fazla aile, çift, yalnız tatil yapan insanla aynı masaya oturdum ve çoğunda normal hayatta hiç fırsat bulamayacağım insanlarla tanıştım ki bu tarz teklifler bana hep ilginç gelmeye başladı.


Ama bu defa pişmanlık oldu. Doktor bifteğinden kafasını kaldırmıyor, sohbet girişimlerimi kısa cevaplarla geçiştiriyordu. Belki de İngilicesi o kadar iyi değildi bilmiyorum. Restoranın içi de aşırı sıcaktı. Aynı masada sessizlik içinde konuşma heveslisi olmayan bir yabancıyla kırk derece sıcakta yemek yersem bu geceyi hep böyle hatırlayacağım diye düşündüm. Restoran sahibine öfkelendim. Diğer çiftleri boş masalara oturtmasına ve yalnız seyahat eden birini hiç konuşmayan arkadaşının yanına vermesine. Belki daha küçük bir versiyonum ayıp olmasın diye orada otururdu. Artık kendimden başka kimseye ayıp olmayacağını bildiğim bir yaştayım ve kendime de ayıp etmeye niyetim yok.


Doktora başka bir restorana geçeceğimi söyleyip afiyet olsun dedim, restoran sahibine de şöyle bir selam verip başka bir restorana doğru yola koyuldum. Hangi yaşta olursa olsun bütün içimdeki bütün hilal'lerin mutlu olacağı bir hamleydi.


O akşam erken yatıp üçe doğru uyandım. Bir tur eşliğinde Tikal Maya Tapınaklarına gün doğumu turuna gidiyorum. Tikal turu kendi içinde ayrı bir macera olduğu için fotoğraflarla birlikte gelecek yazıda.




 
 
 

Yorumlar

5 üzerinden 0 yıldız
Henüz hiç puanlama yok

Puanlama ekleyin
usm-turkey-seal_edited.jpg
RED-Istanbul-Up%20and%20Running-DG%20(2)_edited.png

  "Bu websitesi, Impact Hub Istanbul ve ABD'nin Türkiye Misyonu tarafından desteklenen Project Zoom kapsamında hazırlanmıştır. ABD Hükümeti'nin Resmi görüşünü yansıtmamaktadır. Burada paylaşılan bilgi ve görüşlerin sorumluluğu tamamen sahibine aittir"

Copyright © 2020 protect-cactus- All Rights Reserved.

  • Facebook
  • Instagram
  • YouTube
bottom of page