top of page

Çekmeceler

Bu kartpostalı Budapeşte'de bir müzeden aldım. Bu ev, bitkileri, kavanozda turşusu, balkondaki kahve masası ve sandalyede uyuyan kedisi ile  bende resmin içine girip o evi dolaşma isteği uyandırdı.
Bu kartpostalı Budapeşte'de bir müzeden aldım. Bu ev, bitkileri, kavanozda turşusu, balkondaki kahve masası ve sandalyede uyuyan kedisi ile bende resmin içine girip o evi dolaşma isteği uyandırdı.

Geçen gün, kedisine bakmak için bir arkadaşımın arkadaşının evine gittim. Acil seyahate çıkması gerekmişti, kimseyi bulamıyordu. Geceyi özel bakım gerektiren kedisi ile geçirecek birini arıyordu. Arkadaşım devreye girip bana haber verince hemen kabul ettim.


Hayatta paylaşmaya çekindiğim en büyük zevklerimden biri başkalarının evlerinde yalnız zaman geçirmektir. Koltuklarında oturup kitaplıklarını incelemeyi, duvarları kaplayan fotoğraf, resim ve notlarına bakmaya bayılırım. Oturma odasındaki çiçek tercihlerinden, yatak ucundaki lamba seçimine kadar her şey ilgimi çeker. İçeriye yarı açık bir kapıdan kimse görmeden süzülmüşüm ve sadece bana açılmış gerçekçi bir sergiyi gezmeye hak kazanmışım gibi gelir. Keşke ara sıra tarzının hoşumuza gittiği evleri seçip, birkaç saatliğine içeride vakit geçirebilme şansımız olsa. Bir müzeye girer gibi bilet alıp girebilsek yabancı evlere. Haftasonlarımı böyle geçirirdim kesin.


Simge'nin evine girer girmez renkli bir insan olduğunu anladım. Girişte koridorun bir kısmı sarı. İki büyük çerçeve asmış. Ayakkabılığın yanında, yukarıda bir planlayıcı takvim var. Ayakkabılarımı çıkarıp takvime yürüdüm. Gün be gün yapacaklarını kısaca not almış. Nisan'da dört günlüğüne Napoli'ye gidiyor. Önümüzdeki hafta kedisi Nazlı'nın veteriner randevusu var. Diğer günler de aktivite dolu. Bakar bakmaz insana kendi hayatını bomboş ve plansız hissettiren takvimlerden.


Oturma odasına yürüdüm, kalorifere asılı yatağında uyuyor Nazlı. Siyah, şahane bir kedi. Oturma odasını sona bırakıp mutfağı keşfe çıktım. Geniş, bir yanı boydan boya güneş alan bir mutfak. Tahmin ettiğim gibi tabakları, kahve kupaları, mutfak araç gerecinin çoğu rengarenk. Dikkatli bakınca hepsinin bir işlevinin olduğunu ve el altında pratik olsun diye orada durduğunu anlıyor insan. Karmakarışıklık ile pratik bir derli topluluk arasında harika bir denge kurmuş.


Mutfağın bir köşesinde antika benzeri ahşap, dört kısa ayak üzerinde ihtişamlı bir dolap var. Kapağı yarı açık, biraz daha aralayıp içine göz atıyorum. Rengarenk düzenleyici kutular gözüme çarpıyor. İlaçları bir kutuya, saklama kaplarını diğerine koymuş. Hepsinin üzerine de şirin bir etiket yapıştırmış. Diğer odalara girmeme gerek kalmadan anlıyorum. Burası bir şeylerin kontrolünü elinde tutan, elinde tutmayı çok önemseyen bir insanın evi.


Oturma odası da beni şaşırtmıyor. Kitaplar renklerine göre dizilmiş. El işi, resim, seramik gibi hobiler yine kitaplığın altında bir bölmeye, hemen yanına bitkiler dizilerek kategorize edilmiş. Yanında duvara monte küçük bir çalışma masası. Etrafı renkli kalemler, güzel not defteleri ve çizimlerle dolu. Her detaya önem vermiş. Masada duran silgi bile şirin bir kedi kafası, ortasından kopmuş ve kararmış bir silgi değil.


Simge'nin evinde gezinirken bir yetişkin olarak değil ama belki bir çocuk olarak özeniyorum o eve. Her köşesinin düşünülmüş, hayatı kolaylaştırmak ve güzelleştirmek için tasarlanmış olmasına. Bu evi çekip çeviren kişi, buradayım diyor, bunları düşündüm, kontrol altına aldım, hem de sıkıcı olmadan yaptım bunu. Çocuk tarafım o evde her şeyi incelemek istiyor. Neyi nasıl yapmış kavramak, taklit etmek. Kendimde olmayan beceriyi birebir kopyalamak ve içimdeki çocuğu o köşeye oturtmak. Renkli ve düzenli bir köşe vermek ona. Burada tasalanmana gerek yok, ben yanındayım demek. Sen oku, yaz, kitaplarını renklerine göre duvarlara diz.


Çocuk ben, gördüklerine çok heyecanlanırken, yetişkin ben bunalıyor biraz. İçi daralıyor. Tanıdık, bildik bir dağınıklık arıyor. Anlamsız eşyalarla dolu çekmeceler. Atmaya kıyamadığın, yıllardır orada toz toplamış, yer tutmuş, kimsenin dönüp bakmadığı çekmeceler.


Dokuz yaşındayım. Bir çekmece açıyorum, anneannemin çekmecesi. O kuytu karanlıkta bir araya gelmiş nesnelerin uyumsuzluğu beni heyecanlandırıyor. Elimi atıyorum içine, tozlu uçlarından yakalıyorum. Havaya kaldırıp bakıyorum; eski bir tarak, metal bir çakı seti, dolma kalemler. dolma kalemler şahane. Hiçbirinin mürekkebi yok, birinin kapağı kaybolmuş. Bir vesikalık fotoğraf, dedemin gençliği. Düğmeler, basit plastik her yerde bulabileceklerinden değil. Bir pardesüden düşmüş, bir ceketten. Yeşil. Taşlı. Çocuk halimle bunların neden atılmadığını anlıyorum. Hepsi bir dönem işe yaramış, birilerini mutlu etmiş. Her gün dokunulmuş hepsine. Sonra bir an gelmiş artık dokunulmaz olmuşlar, yine de atmaya kıyamamış kimse. Koca bir çekmeceyi, kendileri gibi eski ve güzel diğer eşyalarla mesken edinmişler. Günlerini, saatlerini, yanlışlıkla birinin o çekmeceyi açması, açar açmaz ne çekmecesi olduğunu anlaması ve hayal kırıklığıyla geri kapamasıyla geçiriyorlar. Yalnızca misafirliğe gelen çocuklar, evin sessiz ama meraklı torunu elini çekmecede gezdirip hepsine dokunuyor, bir keşif yapıyor. Onların eskiden nasıl kullanıldığını ve şimdi onlarla ne yapılabileceğini merak ediyor. Hala çok güzel ama terk edildiği için hüzünlü görünen bir eşyaya duyduğumuz merak ve merhamet bu. Onu alıp bir yere yerleştirmek, dikmek, monte etmek, el çantamızın içine atmak istiyoruz ama ne işe yarayacağını kestiremiyoruz. Yerine bırakıyoruz öylece. Onu yeniden kullanacağımız bir anın geleceğine inanıyoruz. Bir gün bir aydınlanma yaşayacak; işte çekmecedeki yeşil düğmeyi bu cekete dikebilirim diyeceğiz. Böyle bir aydınlanma anı ise hiç gelmiyor.


Böyle anları bekleyen ve çekmecelerini dolduran insanlarla, bu anların gelmeyeceğini anlamış, nesnelerin toz toplamasından ve yer kaplamasından nefret eden, çekmeceleri kutu kutu, bölme bölme kategorize edilmiş insanlardan oluşuyor dünya. Ben de ikisinin arasında bir yerdeyim. Yabancı evlerde rastgele bir araya gelmiş, unutulmuş eşyalarla dolu çekmeceleri karıştırmaya bayılıyorum. Onların yokluğu bende bir şeyleri öldürürmüş gibi geliyor. Ama yetişkin halim onları görmeye katlanamıyor bazen. Atalım gitsin, diyor bunları. Öfkeleniyor. Niye biriktirdik ki bu kadar, işimize yaramıyor burada toz topluyorlar. Bense kime inanacağımı, hangi tarafı tutacağımı bilemiyorum. Çekmecesi karışık ve tozlu çocukluğumdan utanıyorum. Derli toplu, rengarenk, her şeyin kategorize edildiği ve duvardaki takvimlere gidilecek konserlerin not alındığı bir geleceğe yerleşmek istiyorum.


Evdeki meraklı turum birince Nazlı'nın yanına, kaloriferin dibindeki koltuğa yerleştim. Patilerini yalamak için kaldırdığında karnındaki yaraları görebiliyorum. Mutfaktaki antika dolaba gidip, Nazlı'nın isminin yazdığı kutudan merhemi aldım. Ona doğru ilaçla geldiğimi gören Nazlı hemen koridora kaçtı.

 
 
 

Yorumlar

5 üzerinden 0 yıldız
Henüz hiç puanlama yok

Puanlama ekleyin
usm-turkey-seal_edited.jpg
RED-Istanbul-Up%20and%20Running-DG%20(2)_edited.png

  "Bu websitesi, Impact Hub Istanbul ve ABD'nin Türkiye Misyonu tarafından desteklenen Project Zoom kapsamında hazırlanmıştır. ABD Hükümeti'nin Resmi görüşünü yansıtmamaktadır. Burada paylaşılan bilgi ve görüşlerin sorumluluğu tamamen sahibine aittir"

Copyright © 2020 protect-cactus- All Rights Reserved.

  • Facebook
  • Instagram
  • YouTube
bottom of page